Zeynep Aslan Sucu -İSLAM’DA BAYRAMLARIN ÖNEMİ VE OSMANLI’DA BAYRAMLARIN İÇTENLİĞİ

img

İSLAM’DA BAYRAMLARIN ÖNEMİ VE OSMANLI’DA BAYRAMLARIN İÇTENLİĞİ

(Bir medeniyetin kalbinde saklı  sevinç günleri…)

 

İslam’da Bayram: Kulluğun Sevinçle Taçlanması

 

         İslam’da bayram, sıradan bir tatil günü değil; ibadetle yoğurulmuş bir sevincin adıdır. Müslümanların iki büyük bayramı vardır: Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı. Bu iki mübarek zaman dilimi; insanın Rabbiyle olan bağını güçlendirdiği, toplumla olan ilişkisini ise onardığı özel anlardır.

          Ramazan Bayramı, bir ay boyunca sabırla tutulan oruçların ardından gelen bir şükür nefesidir. Açlığın ve susuzluğun terbiye ettiği nefis, bayram sabahı huzurla dolar. Camiler sabahın erken saatlerinde dolup taşar; saf saf dizilen müminler aynı duada birleşir. Bayram namazının ardından yapılan içten sarılmalar, aslında kalplerinde barıştığının işaretidir. Bu gün; küslüklerin bitmesi için bir vesiledir. Çünkü bayram; kırgınlık taşımaya değil, gönül almaya yakışır.

           Bayramın özünde üç temel değer saklıdır:

Şükür, verilen nimetlerin farkına varılır.

Paylaşmak, mutluluk bölündükçe çoğalır.

Affetmek, kalp yük taşıdıkça ağırlaşır.

 

Osmanlı’da Bayramlar: Zarafetin ve Samimiyetin Zamanı

 

           Bayram kültürü, tarih boyunca Müslüman toplumlarda derin bir yer edinmiştir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nda bayramlar hem dini hem de sosyal hayatın en canlı ve en zarif anlarıydı.

           Sarayda düzenlenen bayram merasimleri Osmanlı ihtişamını yansıtırdı. Sarayda padişah, devlet erkanı ile bayramlaşır; ardından askeri ve sivil temsilciler huzura kabul edilirdi. Ancak bu ihtişamın ardında yatan esas duygu, bağlılık ve birlikti. Bayram, devlet ile millet arasında görünmez bir köprü kurardı.

           Mahalle hayatı ise Osmanlı’nın en samimi yüzüydü. Evlerin kapıları açık olur, komşular birbirlerine tabak tabak ikramlar gönderirdi. Şerbetler hazırlanır, baklavalar açılır, çocuklara mendiller içinde harçlıklar verilirdi. Çocukların yeni elbiseleri ile sokakta koşturmaları, bayramın neşesini arttırırdı.

          Osmanlı’da vakıf kültürü bayramlarda daha belirginleşirdi. Fakirlerin evlerine gizlice yardımlar bırakılır, kimse mahcup edilmezdi. Sağ elin verdiğini sol el görmesin anlayışı toplumsal zarafetin temelini oluştururdu. Küslüklerin sürmesi hoş karşılanmaz, bayram öncesi barışmak adeta görev sayılırdı.

          Bayram yalnızca bireysel bir sevinç değil; bir medeniyetin inceliğini gösteren aynaydı.

 

Bayramın Sosyal ve Manevi Derinliği

 

         Bayram günleri; insanın hem kendisiyle hem çevresiyle yüzleştiği zamanlardır. Bir büyüğün kapısını çalmak, bir yetimin başını okşamak, uzun süredir aranmayan bir dostu hatırlamak…Bunlar küçük gibi görünen ama büyük anlamlar taşıyan davranışlardır.                       Bayramlar, kültürel devamlılığın taşıyıcısıdır. Gelenekler nesilden nesile aktarılır. Büyüklerin anlattığı eski bayram hikayeleri; çocukların hafızasında sıcak bir iz bırakır. Böylece bayram, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü olur.

Modern zamanlarda ziyaretlerin yerini kimi zaman mesajlar, yolculukların yerini görüntülü konuşmalar almış olabilir. Fakat bayramın ruhu hala aynıdır. Önemli olan mesafe değil, hatırlamaktır.

 

Sonuç: Bayram bir Kalp Meselesidir

         

İslam’da, kulluğun sevince dönüşmesidir.

Osmanlı’da bayram, medeniyetin zarafetle süslenmiş halidir.

Bugün ise bayram, insan kalbinin inceldiği nadir zamanlardan biridir.

          Belki kalabalık sofralar azalır, eski mahalle kültürü zayıflar; fakat bayramın özündeki sevgi, paylaşma ve affetme duygusu değişmez. Bayram; insanın insana yeniden “kardeşim” dediği gündür.

HAYIRLI BAYRAMLAR …..